Sıcaklık baskısı ekonomiyi vuracak

İklim krizinin derinleşen etkileri ve aşırı hava olay­ları, yalnızca ekosistem­leri değil, gıda güvenliğinden enerji maliyetlerine kadar kü­resel ve ulusal ekonomileri te­melinden sarsmaya devam ediyor. Konuyla ilgili açıkla­mada bulunan Boğaziçi Üni­versitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araş­tırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, güçlenmesi beklenen El Nino'nun küresel sıcaklıklarda artışa yol açabi­leceğini, Pozitif Hint Okyanu­su Dipolü ile aynı döneme denk gelmesinin ise bölgesel riskleri artırabileceğini belirtti. Deniz yüzeyi sıcaklığı anomalilerinin Haziran ayında uzun dönem ortalamasının 1,55 derece üze­rine yükseldiğini belirten veri­ler, iklim rejimindeki sapma­nın artık ekonomik sürdürüle­bilirlik açısından yönetilmesi gereken en büyük risk kalemi­ne dönüştüğünü gösteriyor. Sıcaklık anomalilerinin ve kuraklık baskısının en hissedi­lir olduğu coğrafyalardan biri olan Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye, iklimsel dalga­lanmaların tarımsal rekolte ve su kaynakları üzerindeki doğ­rudan baskısıyla karşı karşı­ya. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uy­gulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kur­naz, "Veriler El Nino'nun dik­kat çekici bir hızlanma süre­cine girebileceğini gösteriyor" uyarısında bulunarak Türkiye ve etrafındaki bölgesel riskle­rin ciddiyetini vurguluyor. Ye­rel düzeyde hidrolojik kuraklık riskinin artması; enerji üretim maliyetlerini tırmandırırken, tarım sektöründeki rekolte ka­yıpları gıda enflasyonunu te­tikleme potansiyeli taşıyor. Yeşil dönüşüm süreçlerinde iklim dayanıklılığı yatırımla­rına öncelik verilmemesi, ulu­sal ölçekte ekonomik maliyet­leri katlayarak artırıyor. Küresel ölçekte bakıldığın­da ise okyanus sıcaklıkların­daki rekor artışlar tüm dünya ekonomisi için alarm veriyor. Columbia Üniversitesine bağlı Uluslararası İklim ve Toplum Araştırma Enstitüsüne göre, El Nino koşulları Tropikal Pasi­fik'te güçlenirken, Pasifik'te 5 derece kuzey ve 5 derece güney enlemleri ile 170 derece ve 120 derece batı boylamları arasın­daki okyanus şeridini tanımla­yan Nino 3.4 bölgesindeki de­niz yüzeyi sıcaklığı anomalile­rinde sürekli yükseliş eğilimi gözlemleniyor. Deniz yüzeyi sı­caklığı anomalileri, Nisan-Ma­yıs 2026 döneminde uzun dö­nem ortalamasının 0,98 dere­ce üzerinde ölçülürken, bu fark Haziran'da 1,55 dereceye yük­seldi. Son ölçümlerde deniz yü­zeyi sıcaklığı ise uzun dönem ortalamasının 2,1 derece üze­rine çıktı. Pasifik Okyanusu'n­daki deniz yüzeyi sıcaklığı öl­çümleri, El Nino koşullarının güçlenmeye devam ettiğini ve çok güçlü bir El Nino'ya doğru gidildiğini gösteriyor. Dünya Meteoroloji Örgü­tü (WMO) verileri ise El Ni­no'nun, Ağustos-Ekim 2026 sezonunda küresel iklim mo­dellerine hakim olabileceği ve bu durumun dünyanın büyük bölümünde normalin üzerin­de sıcaklık olasılığını artırır­ken, yağış modellerinde de­ğişikliklere yol açabileceğine dikkati çekiyor. El Nino'ya ek olarak, Hint Okyanusu'nun batısının normalden daha sı­cak, doğusunun ise normalden daha soğuk olduğu bir örüntü olarak tanımlanan Pozitif Hint Okyanusu Dipolü oluşması da bekleniyor. Bütün bu okyanus odaklı meteorolojik kırılmalar, küresel tedarik zincirlerinden sigorta primlerine kadar geniş bir yelpazede maliyet artışları­nı beraberinde getiriyor. Okyanus yüzey sıcaklıklarındaki her 1 derecelik artış, küresel tarımsal emtia piyasalarında zincirleme fiyat dalgalanmalarına yol açıyor. Deniz ekosistemlerinin bozulması ve aşırı buharlaşma; balıkçılık, deniz ulaşımı ve kıyı turizmi gibi doğrudan okyanus ekonomisine bağlı sektörlerde yıllık milyarlarca dolarlık kayıpları tetikliyor. İklim finansmanının acilen uyum politikalarına yönlendirilmesi gerekiyor. Hint Okyanusu Dipolü’nin pozitif fazı ile El Nino’nun aynı zamana denk gelmesi, Doğu Afrika’dan Avustralya’ya kadar uzanan geniş bir hat üzerinde yıkıcı sel veya şiddetli kuraklık riskini ikiye katlıyor. Bu ikili basınç, tarımsal ihracatçı ülkelerin üretim kapasitesini düşürürken gıda güvencesizliğini küresel çapta derinleştiriyor.